Devecikonagi.CoM
Eylül 05, 2010, 05:46:22 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Devecikonağı Tanıtım Formu Bölümüne Hoş Geldiniz.Umarım iyi vakit geçirirsiniz.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hacet Bayramı  (Okunma Sayısı 712 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lider
Yönetici
Administrator
Newbie
*****
Mesaj Sayısı: 44



E-Posta
« : Nisan 26, 2009, 09:50:47 ÖS »

HACET  BAYRAMI

  Hacet kelimesi (a sesi uzun söylenir) “ihtiyaç, istek”, Hacet Bayramı da “İhtiyaç Bayramı, İstek” anlamına gelir.
  Günümüz Mustafakemalpaşa’sında  ise Hacet Bayramına; Köy Hayrı, Yağmur Duası, Hıdır Ellez gibi isimler verilir.
  Tarihi geçmişine baktığımızda Orta Asya’daki Şamanist Türk Kültürüne kadar uzanan bir gelenek görenek olduğu görülür.
  Türk Tarihinin kitabı niteliği taşıyan Dede Korkut Hikayeleri’nde de şölenler tertip edilir, ziyafetler verilir. Bu şölenler, ziyafetler günümüz Mustafakemalpaşa’sında de çeşitli köylerde farklı şekillerde yaşatılmaktadır.
   93 Muhacirlerinin torunları olan Devecikonağı ve diğer muhacir köylerinde Hacet Bayramı, Yağmur Duası adını alırken, Kösehoroz ve Bük köyü gibi yerli köylerinde Köy Hayrı, Eskibalçık gibi Yörük köylerinde Hıdır Ellez gibi isimler altında şenlikler, ziyafetler tertip edilmektedir.   
Hacet Bayramının yöremizde yaşatılması, yayılması Balkanlardan göçenler sayesinde olmuştur.
  Balkan topraklarında uzun seneler yaşayan Devecikonalıların ataları Hacet Bayramı geleneği Balkan topraklarında yaşatmışlar, zorunlu göçten sonra Anadolu’ya gelince Hacet Bayramı veya diğer adıyla Yağmur Duası geleneğini Devecikonağı topraklarında da yaşatmaya devam etmişlerdir.
  Kominizim dönemi ve baskıcı Bulgar yönetimi döneminde Bulgaristan’da yaşayan Türklere Hacet Bayramı kutlaması yasaklansa da soydaşlarımız gizliden gizliye kaynağı tarihin derinliklerine dayanan bu gelenek yaşatılmaya çalışılmışlar.
    Toplumda kaynaşmanın, birliğin, beraberliğin sağlanması yönünden Hacet Bayramı Türk toplumunda kaynaşmayı sağlayan önemli bir gelenektir.
    Devecikonağı Muhtarlığı Hacet Bayramını her sene Mayıs ayının son pazarı yapma kararı almıştır.
     Camide toplanan köylü ve misafirler mevlid-i şerifi, okunan Kur’an’dan ayetleri dinlerler. Öğle namazını kılıp camiden çıkan misafirlerle sofraya oturulur. Yemekler yenir, o senenin bolluk bereketli geçmesi için dua edilir.
    Devecikonağı halkının refah düzeyinin artması ile günümüzde Hacet Bayramında da bir takım değişiklikler olmuştur. Geçmiş senelerde Devecikonağı köyünde Hacet Bayramı olacağı gün köylüye duyurulur. 
      Geçen yıllarda her evden ayrı yemek gelir, her sofranın yemeğinin farklı olurdu. Günümüzde Köy muhtarlığı birlik sağlanması, gelen bütün misafirlerin aynı yemekleri yemesi için köylüden gücü yettiği ölçüde günler öncesinden katılım parası toplamaya başladı. Herkes ekonomik durumuna göre katkıda bulunması istendi.
       Bayram arifesinde köy ihtiyar heyeti ve gençleri toplanıp ertesi günü gelen misafirleri nasıl karşılayacaklarını, yemek pişerken yapılacak görev taksimatını görüşürler.
       Köyün İhtiyarları Hacet Bayramı olacağı günün sabahı sabah namazından çıkar çıkmaz yemek pişecek ateşi yakarlar. Yatağından kalkan gençler kahvaltıdan sonra cami avlusunda helva karmak için toplanır.
        Un helvası, Hacet Bayramlarının vaz geçilmezidir. Yanında çorba, et yemeği ve mutlaka ayran olur.
         Un helvası karmak, Hacet Bayramında âdete simge durumuna gelmiştir. Çünkü un helvası karmak el birliği ile olur. Herkes sıra ile eline uzun kepçeleri alıp un helvasını karıştır.
      Un helvasının kıvamına geldiğini senelerin tecrübeli isimleri bildirirler. Ocaktan alınan kavrulmuş un, helva olmak üzere kenara alınır. Sonra hazırlanmış sıcak şerbet el birliği edilerek kavrulmuş una karılır ki etraf sis duman içinde kalır.
      Kavrulmuş un ila şerbetin iyice karışması için kazan sopalarla kazanın kenarına vurulur. Karşımın soğuması için üzeri sofra ile kapatılarak bir kenar bırakılır. İhtiyarlar tarafından soğuduğuna kanaat getirilince üç kişi elindeki sopaları birbirine takara içine şerbet dökülmüş olan kavrulmuş unu hızla karıştırmaya başlarlar. Ta ki ustaların “Yeter helva kıvamın buldu.” deyinceye kadar.
      Helva kavuranlar için ellerindeki sopalar sarmış olan helvaları alıp yemenin tadına doyum olmaz.
    Helvalarla birlikte misafirlere ikram edilecek yemekler tabaklara konur. Misafirler en güzel şekilde ağırlanmaya başlar.
    Hacet Bayramı bütün muhacir köylerinde kutlanmaktadır. Son senelerde muhacir olmayan diğer köylerde de “Köy Hayrı, Köy Şenliği” adı altında köylerin kaynaşması için eğlenceler tertiplenmektedir.     
Logged

yasemin_kalfaoglu
Full Member
***
Mesaj Sayısı: 130


« Yanıtla #1 : Nisan 27, 2009, 07:40:50 ÖÖ »

Çok güzel bi gelenek.şimdiye kadar hiç bulunamadım hacet bayramlarında köyde.ama bu yıl katılacağım inşallah.
Logged
yasemin_kalfaoglu
Full Member
***
Mesaj Sayısı: 130


« Yanıtla #2 : Haziran 01, 2009, 10:31:26 ÖÖ »

Çok istememe rağmen Bursa'da olmam gerektiği için katılamadım:( Çok güzel geçtiğine eminim.umarım paylaşırsınız.
Logged
Lider
Yönetici
Administrator
Newbie
*****
Mesaj Sayısı: 44



E-Posta
« Yanıtla #3 : Haziran 12, 2009, 05:25:01 ÖS »

   Benim işim Halk Bilimi veya anrapologlok değil. Ama bilğim kadarıyla; Orta Asya'da yaşayan Türkler arasında  Gök Tanrı inancı ve Şamanizm inacı hakimmiş.
      Günümüzün Türkiyesinda İslaimyeti yaşayan insanların inançlarında ve gelenek ve göreneklerinde bile Şamanizm inancının kalıntıları olduğu Halk Bilimi ve anrtapologlar tarafından yazılır çizilir ve söylenir.
      Türbelere adak adama, ölüden medet umma, kutsal, şifalı sayılan su kaynaklarına, ağaçlara, çalılara çırpılara bez bağlama inancı veya geleneğinin Şamanizm inancından geldiği belirtilir.
           Benim bildiğim bunlar...Yanlış bilgi veya daha detaylı bilgi verirsen bu konuda sevirim...
     
« Son Düzenleme: Haziran 12, 2009, 05:44:24 ÖS Gönderen: Lider » Logged

Lider
Yönetici
Administrator
Newbie
*****
Mesaj Sayısı: 44



E-Posta
« Yanıtla #4 : Ağustos 26, 2009, 07:44:37 ÖS »

Günler öncesinden başlayan hazırlıklar o gün hızlanmıştı.  Zira köyün senede bir gün kutladığı kendine has bayramı olan Yağmur Duası, Hacet Bayramı vardı. Adı üstünde ya Hacet Bayramı…
         Bayramdı sonuçta, Bursa’dan, yakın kasabada oturan köylüler bu bayram için köye akın etmişler, iş yerlerinden izin almışlar. Gelemeyenler ise daha sonraki bayramlarda bu seneyi telafi etme sözünü vermişlerdi.
      Te sabahın köründe başladı hazırlıklar. Namazdan çıkan cemaat yemeklerin pişireleceği ateş için hazırlanmış, cami avlusuna getirilmiş kütükleri tutuşturmuşlardı. Hatta o kadar değil günler öncesinden gelen misafirlere ikram edilecek yemeğe katılacak etler için dana, kuzular alınmış, Değirmendere’deki kara değirmende helvalık buğdaylar öğütülmüş, köylüden masrafı karşılamak için karınca kararınca salgun salınıp para toplandı.
      Sabah erkenden yakılan kütükler köylü toplanıncaya kadar kor köz haline geldi. Üzrine büyük tavalar konuldu, içine yemek ve helva yapmak için su dolduruldu.
       Cami avlusuna gelenler vakit kaybetmeden işe koyuldular. Yemek yapmak kadınların, helva kavurmak erkeklerin görevi idi her zaman olduğu gibi.
       Kadınlar patatesleri, soğanları soymaya, etleri kavurmaya, yemeği yapmaya koyuldular. Erkekler kara değirmende öğütülen kepekli undan helva kavurmaya başladılar. Bir yandan helvanın şerbeti hazırlandı. İşin ustasının tarifine göre on beş kilo suya on kilo şeker katılırmış.
       Un, boz rengi ile irmiğe benziyor. “Yok” dedi helvayı kavuran. Karadeğirmende çekilmiş kepekli un, helva kepekli unla güzel olur.
     “Nerede kaldın yav, helva oldu da bitti!” diye gelene takılıyorlar. Helva tafasının başındaki karıştıcı hemen değiştiriliyor. Uzun helva karıştırma sopa yeni gelenin eline tutuşturulup helva tavasının başına oturturuluyor.
       Helva tavasının başına oturan tüm ciddiyeti ve gücü ile hızla elindeki uzun sopa ile helvayı karma işine koyuluyor.
       Helvaya karıştırılmak için az ötede kaynayan şerbetten buharlar yükseliyor. Yorulan  değişmek için cami avlusuna girenin yolunu gözlüyor.
      Bol bol fotoğraf  çekiyorum. Çakır Necati “Benim fotoğrafı mı çektin mi?” diye soruyor. “Seni helva yerken çekeğim” diyorum. Gülerek kilosunu göstererek “Ben bu kilo ile o makinaya sığmam.” Diyor.
      Hacı Mustafa “Bizi çekme bizden artık geçti.” Diyor. Helva karanlar “Bizi de çek! Bizi de çek!” diyor. Bolca resim çekmeye çalışıyorum.
       Yaşlılar karılan helvaların rengine kıvamına bakıyorlar. Bakışları ile helvanın kavrulup kavrulmadığını anlıyorlar. Kendine has yanık bir renk alınca “Tamam, bu tavadaki olmuş.Alın gelin.” diyorlar.
        Hemen tavanın kenarından tutuluyor. Şadırvanın arkasına helva tavası taşınıyor. Hacı Sebattin eski bir ceketi ters giyor ki şerbet dökerken üzerine sıçrayan su yakmasın. “Şerbeti getirin” diyor.
       Ateşin üzerinde kaynayan şerbet tavasını gençler kenarından tutuyorlar, kavrulmuş unun yanına getiriyorlar. Hacı Sebahattin şerbet tavasının kenarından tutup içindeki şerbeti  kavrulmuş unun içine boca ediyor. Ateşten yeni inmiş kavrulmuş, sıcak unun içine şerbeti dökünce ortalığı bir buhar kaplıyor.
     Şerbet dökülen un fokur fokur şerbeti çekmeye başlıyor. Diğerleri ellerindeki sopa ile helva tavasının kenarına iyice karışması için vuruyorlar. Üzerine bir sorfa kapatıp yanından uzaklaşıyorlar
   “Tamam 10-15 dakika dinlensin” diyor işin ustaları
      Sonra üç-dört kişi dinlendirilen helvanın başına geçip helva  karıştırdıkları sopaları birbirine takıp helvayı hızla karıştırmaya başlıyorlar. Karıştıyorlar…Karıştırıyorlar… Belli bir kıvama gelince “Bir tadına bakalım” diyorlar. Karıştırma sopaları çıkartılıp üzerine sıvanan helvanın tadına ve kıvamına bakıyorlar. Helvanın olup olmadığına karar veriyorlar. İstenen kıvama geldi ise bir başka tavadaki helvenın karıştılmasına geçiliyor.
    Tavaların altındaki ateşlerin harı azalıyor. Sadık abi elinde uzun saplı bir kürekle az ötede yanan büyük ateşten kor kömür alıp tavaların altına servis yapıyor.
     İstenen kıvama ulaşmış helvadan bir yandan yenmeye başlıyor. İşi bilen, tecrübe sahipleri “Sıcak helvadan fazla yemeyin, sonra bozar” uyarısında bulunuyorlar.
    Karıştırılan helvalar soğuyunca servis için daha geniş ve büyük kazanlara boşaltılıyor.
  Yavaş yavaş hazırlıklar bitiyor. Ocakta bir helva tavası kalmış. Alaattin kalmış tek helva karıştıran. “Gel fotoğrafımı çek, işten kaytarmadığımı görsünler.” Diyor.
    Muhtar ve ihtiyar heyeti gelecek olan misafirleri en iyi şekilde ağırlamak için hazırlıkları kontrol ediyorlar.
     Kadınlar kendilerine düşen görevi çoktan bitirmişler. Yemekleri, salataları yapmışlar. Yavaş yavaş yemekler servis edileceği yerlere taşınıyor.
     Birkaç tane çocuk çocukluğunu yaşıyorlar. Köylünün onca koşturması içinde cami avlusunda plastik topun peşinde koşturup duruyorlar.
     Köyün sokakları gelen misafirlerin arabaları ile dolu. Kahveler tıklım tıklım. Çevre köylerden gelen kiraz ve çilek satıcıları kahve önlerinde fındıktan örme sepet içindeki ürünlerini satma derdindeler.
    Saat 11:30’da sela okundu. İmam vaaza başladı.
    Namaz vakti gelince cemaat camiye doluştu. Cami cemaatı almayınca bahçeye halı, kilim serilerek namaza duruldu. Hatta caminin çatısındaki boşluğa birkaç kişi çıkmış namaz kılıyorlar.
    Muzip iki üç çocuk secdeye varınca, rukuya eğilince birbirine el kol hareketi yapıyorlar, tekme atıyorlar. Bunun farkına varan cami avlusunda bulunanlar onları seyre daldılar. Bir süre sonra çocuklar izlendikleri fark edip şakalaşmayı bıraktılar.
     Cemaat namazdaki iken servise başlandı. 
     Yemek bitince imam dua etti.
     Deveciknağı köylüleri bir Hacet Bayramını daha yüzünün akı ile bitirmenin huzuru ile masaları toplamaya başladılar.   
Logged

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: