Lider
Yönetici
Administrator
Newbie
    
Mesaj Sayısı: 44
|
 |
« Yanıtla #4 : Ağustos 26, 2009, 07:44:37 ÖS » |
|
Günler öncesinden başlayan hazırlıklar o gün hızlanmıştı. Zira köyün senede bir gün kutladığı kendine has bayramı olan Yağmur Duası, Hacet Bayramı vardı. Adı üstünde ya Hacet Bayramı… Bayramdı sonuçta, Bursa’dan, yakın kasabada oturan köylüler bu bayram için köye akın etmişler, iş yerlerinden izin almışlar. Gelemeyenler ise daha sonraki bayramlarda bu seneyi telafi etme sözünü vermişlerdi. Te sabahın köründe başladı hazırlıklar. Namazdan çıkan cemaat yemeklerin pişireleceği ateş için hazırlanmış, cami avlusuna getirilmiş kütükleri tutuşturmuşlardı. Hatta o kadar değil günler öncesinden gelen misafirlere ikram edilecek yemeğe katılacak etler için dana, kuzular alınmış, Değirmendere’deki kara değirmende helvalık buğdaylar öğütülmüş, köylüden masrafı karşılamak için karınca kararınca salgun salınıp para toplandı. Sabah erkenden yakılan kütükler köylü toplanıncaya kadar kor köz haline geldi. Üzrine büyük tavalar konuldu, içine yemek ve helva yapmak için su dolduruldu. Cami avlusuna gelenler vakit kaybetmeden işe koyuldular. Yemek yapmak kadınların, helva kavurmak erkeklerin görevi idi her zaman olduğu gibi. Kadınlar patatesleri, soğanları soymaya, etleri kavurmaya, yemeği yapmaya koyuldular. Erkekler kara değirmende öğütülen kepekli undan helva kavurmaya başladılar. Bir yandan helvanın şerbeti hazırlandı. İşin ustasının tarifine göre on beş kilo suya on kilo şeker katılırmış. Un, boz rengi ile irmiğe benziyor. “Yok” dedi helvayı kavuran. Karadeğirmende çekilmiş kepekli un, helva kepekli unla güzel olur. “Nerede kaldın yav, helva oldu da bitti!” diye gelene takılıyorlar. Helva tafasının başındaki karıştıcı hemen değiştiriliyor. Uzun helva karıştırma sopa yeni gelenin eline tutuşturulup helva tavasının başına oturturuluyor. Helva tavasının başına oturan tüm ciddiyeti ve gücü ile hızla elindeki uzun sopa ile helvayı karma işine koyuluyor. Helvaya karıştırılmak için az ötede kaynayan şerbetten buharlar yükseliyor. Yorulan değişmek için cami avlusuna girenin yolunu gözlüyor. Bol bol fotoğraf çekiyorum. Çakır Necati “Benim fotoğrafı mı çektin mi?” diye soruyor. “Seni helva yerken çekeğim” diyorum. Gülerek kilosunu göstererek “Ben bu kilo ile o makinaya sığmam.” Diyor. Hacı Mustafa “Bizi çekme bizden artık geçti.” Diyor. Helva karanlar “Bizi de çek! Bizi de çek!” diyor. Bolca resim çekmeye çalışıyorum. Yaşlılar karılan helvaların rengine kıvamına bakıyorlar. Bakışları ile helvanın kavrulup kavrulmadığını anlıyorlar. Kendine has yanık bir renk alınca “Tamam, bu tavadaki olmuş.Alın gelin.” diyorlar. Hemen tavanın kenarından tutuluyor. Şadırvanın arkasına helva tavası taşınıyor. Hacı Sebattin eski bir ceketi ters giyor ki şerbet dökerken üzerine sıçrayan su yakmasın. “Şerbeti getirin” diyor. Ateşin üzerinde kaynayan şerbet tavasını gençler kenarından tutuyorlar, kavrulmuş unun yanına getiriyorlar. Hacı Sebahattin şerbet tavasının kenarından tutup içindeki şerbeti kavrulmuş unun içine boca ediyor. Ateşten yeni inmiş kavrulmuş, sıcak unun içine şerbeti dökünce ortalığı bir buhar kaplıyor. Şerbet dökülen un fokur fokur şerbeti çekmeye başlıyor. Diğerleri ellerindeki sopa ile helva tavasının kenarına iyice karışması için vuruyorlar. Üzerine bir sorfa kapatıp yanından uzaklaşıyorlar “Tamam 10-15 dakika dinlensin” diyor işin ustaları Sonra üç-dört kişi dinlendirilen helvanın başına geçip helva karıştırdıkları sopaları birbirine takıp helvayı hızla karıştırmaya başlıyorlar. Karıştıyorlar…Karıştırıyorlar… Belli bir kıvama gelince “Bir tadına bakalım” diyorlar. Karıştırma sopaları çıkartılıp üzerine sıvanan helvanın tadına ve kıvamına bakıyorlar. Helvanın olup olmadığına karar veriyorlar. İstenen kıvama geldi ise bir başka tavadaki helvenın karıştılmasına geçiliyor. Tavaların altındaki ateşlerin harı azalıyor. Sadık abi elinde uzun saplı bir kürekle az ötede yanan büyük ateşten kor kömür alıp tavaların altına servis yapıyor. İstenen kıvama ulaşmış helvadan bir yandan yenmeye başlıyor. İşi bilen, tecrübe sahipleri “Sıcak helvadan fazla yemeyin, sonra bozar” uyarısında bulunuyorlar. Karıştırılan helvalar soğuyunca servis için daha geniş ve büyük kazanlara boşaltılıyor. Yavaş yavaş hazırlıklar bitiyor. Ocakta bir helva tavası kalmış. Alaattin kalmış tek helva karıştıran. “Gel fotoğrafımı çek, işten kaytarmadığımı görsünler.” Diyor. Muhtar ve ihtiyar heyeti gelecek olan misafirleri en iyi şekilde ağırlamak için hazırlıkları kontrol ediyorlar. Kadınlar kendilerine düşen görevi çoktan bitirmişler. Yemekleri, salataları yapmışlar. Yavaş yavaş yemekler servis edileceği yerlere taşınıyor. Birkaç tane çocuk çocukluğunu yaşıyorlar. Köylünün onca koşturması içinde cami avlusunda plastik topun peşinde koşturup duruyorlar. Köyün sokakları gelen misafirlerin arabaları ile dolu. Kahveler tıklım tıklım. Çevre köylerden gelen kiraz ve çilek satıcıları kahve önlerinde fındıktan örme sepet içindeki ürünlerini satma derdindeler. Saat 11:30’da sela okundu. İmam vaaza başladı. Namaz vakti gelince cemaat camiye doluştu. Cami cemaatı almayınca bahçeye halı, kilim serilerek namaza duruldu. Hatta caminin çatısındaki boşluğa birkaç kişi çıkmış namaz kılıyorlar. Muzip iki üç çocuk secdeye varınca, rukuya eğilince birbirine el kol hareketi yapıyorlar, tekme atıyorlar. Bunun farkına varan cami avlusunda bulunanlar onları seyre daldılar. Bir süre sonra çocuklar izlendikleri fark edip şakalaşmayı bıraktılar. Cemaat namazdaki iken servise başlandı. Yemek bitince imam dua etti. Deveciknağı köylüleri bir Hacet Bayramını daha yüzünün akı ile bitirmenin huzuru ile masaları toplamaya başladılar.
|